Ayhan Sevgi

Metin Yazarı

Bilgi ucuzluyor, ‘Muhakeme’ yeteneği değer kazanıyor

8 dakika okuma süresi.
4,514

"Yapay Zeka Çağında Liderlik: Maestro Hâlâ İnsan" kitabının yazarı Cem Tokbay:“Bilgi artık çok ucuz. Analiz yapmak da öyle. Yapay zeka bunları bizden daha hızlı yapacak. Ama muhakeme, yani farklı doğrular arasında seçim yapabilme becerisi hâlâ insana ait.”

 

 

Ayhan Sevgi

Şirketler yapay zeka sayesinde dakikalar içinde rapor hazırlıyor, strateji oluşturuyor ve operasyonlarını otomatikleştiriyor. Ancak bu hız, yeni bir yönetim sorununu da beraberinde getiriyor. Öyle ki yöneticilerin büyük bölümü yapay zekayı iş süreçlerine entegre ederken, çalışanlar insan odaklı liderlik beklentisinin arttığını ifade ediyor. Dijital dönüşümün gözden kaçan insani bedellerine odaklanan Yönetim ve Teknoloji Stratejisti, Yazar Cem Tokbay, Ceres Yayınları etiketiyle yayımlanan "Yapay Zeka Çağında Liderlik: Maestro Hâlâ İnsan" kitabıyla, hızlanan teknolojinin gölgesinde unutulan "insan" faktörünü yeniden gündeme taşıyor. Cem Tokbay, BThaber’in sorularını yanıtladı:

 

  •  Yapay zeka çağında “Maestro hâlâ insan” diyorsunuz; yapay zekanın hızla karar aldığı bu çağda liderin tecrübesi, sezgisi, vicdanı vs tam olarak nerede devreye giriyor?

Aslında yapay zeka karar almıyor; öneriler sunuyor. Kararı hala insan veriyor. Bugün birçok yönetici, yapay zekânın ürettiği çıktıları karar ile karıştırıyor. Oysa yapay zeka geçmiş verilerden en olası sonucu hesaplar. Ama hiçbir algoritma “Bu doğru olabilir ama gerçekten yapılmalı mı?” sorusuna cevap veremez. Liderin tecrübesi tam da burada devreye giriyor. Çünkü tecrübe yalnızca bilgi değildir; yaşanmışlıkların süzülmüş halidir. Sezgi, verinin göremediği bağlamı görür. Vicdan ise doğru ile faydalı arasındaki dengeyi kurar.

Kitabın ismindeki “Maestro” metaforu da buradan geliyor. Bir orkestrada bütün notaları bilgisayar da okuyabilir. Ama hangi bölümün biraz daha yumuşak, hangisinin daha güçlü çalınacağına, orkestranın ruhunu nasıl ortaya çıkaracağına hâlâ maestro karar verir. Yapay zeka orkestradaki en yetenekli müzisyen olabilir. Ama orkestrayı yöneten hâlâ insandır.

 

  •  Yapay zeka verimliliği artırırken çalışanların kuruma bağlılığı neden düşüyor ve liderler bu kopukluğu nasıl giderebilir? Çalışanlardaki bu düşük bağlılık daha sonra onların aile ve sosyal hayatına da yansımayacak mı? Yani, sadece iş değil, tüm hayat yeniden mi kurgulanıyor?

Bugün şirketlerde ilginç bir paradoks yaşıyoruz. Teknoloji sayesinde işler daha hızlı ilerliyor ama insanlar birbirlerinden giderek uzaklaşıyor. Danışmanlığını yürüttüğüm şirketlerde yaptığımız analizlerde çalışanların büyük çoğunluğu evden çalışmanın verimliliğini artırdığını söylerken, önemli bir kısmı da kurumlarına eskisi kadar bağlı hissetmediğini ifade etti. Çünkü verimlilik arttığında ilişkilerin de otomatik olarak güçleneceğini düşündük. Oysa tam tersi oldu.

İnsanlar artık aynı şirkette çalışıyor ama aynı kültürü yaşamıyor.

Bu durum yalnızca iş hayatını etkilemiyor. İş yerinde kendini değersiz hisseden bir çalışan, bu duyguyu evine de taşıyor. Stres, iletişimsizlik ve yalnızlık aile ilişkilerini de etkiliyor. Bu nedenle çalışan deneyimi artık sadece bir İK konusu değil; toplumsal bir konu.

Liderlerin görevi yalnızca performansı yönetmek değil, insanların birbirleriyle olan bağını da güçlendirmek. Çünkü geleceğin en başarılı kurumları, en gelişmiş yapay zeka sistemlerine sahip olanlar değil; en güçlü insan ilişkilerini kurabilenler olacak.

 

  •  “Dijital Vicdan” ve “İnsan-Veri-Değer” modellerini şirketler günlük iş süreçlerine pratik olarak nasıl uyarlayabilir?

Aslında bu modellerin amacı tam olarak bu; teoride kalmamak. Bugün şirketler yapay zekayı kullanırken genellikle tek bir soru soruyor:

“Bu işi yapabilir mi?” Ben bunun yanına ikinci bir soruyu ekliyorum:

“Yapmalı mı?”

İşte Dijital Vicdan modeli bu ikinci sorunun sistematik şekilde sorulmasını sağlıyor.

İnsan – Veri - Değer modeli ise kararların yalnızca veriyle alınmamasını öneriyor. Veri bize “ne olduğunu” gösterir. İnsan bize “kim için olduğunu” hatırlatır. Kurumsal değerler ise “nasıl yapılması gerektiğini” belirler.

Ben yöneticilere önemli kararlar öncesinde üç soruyu sormalarını öneriyorum:

- Veri bize ne söylüyor?

- İnsan üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

- Bu karar kurumumuzun değerleriyle gerçekten uyumlu mu?

Bu üç soru bile şirketlerin karar kalitesini önemli ölçüde değiştirebilir.

 

  •  Haftalık 15 dakikalık “duygusal check-in” gibi küçük insani dokunuşlar kurum kültürünü ve çalışan bağlılığını nasıl etkiliyor?

Çünkü insanlar önce görülmek ister, sonra yönetilmek ister. Bugün yöneticiler çalışanlarına gün boyunca onlarca iş soruyor ama çoğu zaman “Gerçekten nasılsın?” diye sormaya vakit ayırmıyor. Oysa danışmanlık yaptığımız kurumlarda gördük ki, haftada sadece 15 dakikalık samimi bir sohbet bile ekip içi güveni, iletişimi ve bağlılığı ciddi biçimde artırabiliyor.

Buradaki amaç performans değerlendirmesi yapmak değil. İnsanı dinlemek. Bazen bir çalışanın en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir prim sistemi değildir. Kendisini gerçekten dinleyen bir yöneticidir. Teknoloji iletişimi hızlandırdı. Ama insan ilişkilerini derinleştiremedi. İşte bu küçük dokunuşlar, kaybolmaya başlayan o bağı yeniden kuruyor.

 

  •  Yapay zeka çağında “Düşün – Sorgula – Seç – Sorumluluk Al” ilkesini benimseyen bir lideri gelecekte algoritmalardan ayıracak en kritik yetkinlik neler olacak?

Bence tek bir kelimeyle cevap verebilirim: Muhakeme. Çünkü bilgi artık çok ucuz. Analiz yapmak da öyle. Yapay zeka bunları bizden daha hızlı yapacak. Ama muhakeme, yani farklı doğrular arasında seçim yapabilme becerisi hâlâ insana ait. 

Ben kitapta “Düşün – Sorgula – Seç – Sorumluluk Al” yaklaşımını özellikle bunun için öneriyorum. Çünkü yapay zeka öneride bulunabilir. Ama yaptığı önerinin ahlaki, toplumsal ya da insani sonuçlarının sorumluluğunu alamaz. Geleceğin liderleri, yapay zekâyı en iyi kullananlar olmayacak. Onu ne zaman kullanacağını ve ne zaman kullanmamayı bilecek liderler olacak. İşte bu yüzden kitabın temel mesajı şu:

Yapay zeka çağında rekabet avantajı yalnızca teknolojiye sahip olmak değil; insan kalabilmektir.

 

  •  Kitabınız boyunca teknolojiyi yöneten insanı merkeze koyuyor ve “Maestro Hâlâ İnsan” diyorsunuz. Peki sizce yapay zeka gelecekte CEO olabilir mi?

Bu soruya çoğu kişi “Hayır.” cevabını vermemi bekliyor. Ben ise “Evet, olabilir.” diyorum. Hatta bazı konularda birçok CEO’dan daha başarılı bile olabilir. Şirketin tüm finansal verilerini aynı anda analiz edebilir. Pazarı anlık takip edebilir. Riskleri hesaplayabilir. Binlerce senaryoyu saniyeler içinde karşılaştırabilir. Yani bugünün CEO’sunun yaptığı birçok işi teknik olarak çok daha hızlı ve hatasız yapabilir.

Ama… Lider olamaz. Çünkü CEO olmak bir pozisyondur. Liderlik ise bir karakterdir.

Yapay zeka size kimi işten çıkarmanız gerektiğini söyleyebilir. Ama o kararı aldıktan sonra o çalışanın gözlerinin içine bakamaz.

Size en kârlı stratejiyi hesaplayabilir. Ama şirketin itibarı ile kısa vadeli kâr arasında vicdani bir tercih yapamaz.

İşte kitabımın temel iddiası tam da burada başlıyor.

Önümüzdeki yıllarda şirketlerin en büyük rekabet avantajı, en gelişmiş yapay zeka sistemlerine sahip olmaları olmayacak.

Yapay zeka ile insan muhakemesini doğru yerde buluşturabilmeleri olacak.

Çünkü teknoloji hesap yapar. İnsan ise anlam üretir. Teknoloji hız kazandırır. İnsan yön belirler.

Ve ben bu yüzden kitabın adını “Yapay Zeka Çağında Liderlik – Maestro Hâlâ İnsan” koydum.

Çünkü orkestradaki bütün enstrümanlar kusursuz çalabilir. Ama senfoniyi kimin yöneteceğine hâlâ insan karar verir.