Ekol Lojistik Bilgi Güvenliği Yöneticisi Okan Şengül
"Bugün geldiğimiz noktada kurumların bulut konusunda daha olgun bir yaklaşım geliştirdiğini düşünüyorum. Artık hangi iş yüklerinin buluta taşınabileceği, hangi verilerin içeride tutulması gerektiği daha net biliniyor. Özellikle kişisel veriler ve kritik bilgiler söz konusu olduğunda birçok kurum hâlâ on-prem yapılardan vazgeçmiş değil. Biz de benzer bir yaklaşım izliyoruz. Kullanıcı dosya paylaşımı gibi servisleri ve bazı public hizmetleri bulutta kullanırken, kritik verilerimizi kendi altyapılarımızda tutmaya devam ediyoruz.
Yapay zekâ tarafında ise durum biraz farklı. Yapay zekâ yalnızca yeni bir uygulama katmanı getirmedi, aynı zamanda altyapı gereksinimlerini de ciddi biçimde değiştirdi. Çok daha fazla veri işleniyor, çok daha fazla işlem gücü gerekiyor ve bu doğal olarak BT altyapılarına yeni yükler getiriyor. Bir taraftan işleri kolaylaştırırken diğer taraftan daha önce karşılaşmadığımız yeni soruları da beraberinde getiriyor.
Bugün kurumlar olarak şu sorularla uğraşıyoruz: Veriler nereye gidiyor? Nerede işleniyor? Nerede saklanıyor? Hangi verileri kullanabiliriz, hangilerini kullanamayız? Mevcut altyapılar bu yükü karşılayabilecek mi? Yapay zekâ projeleri büyüdükçe bu soruların sayısı da artıyor. Bu nedenle benim açımdan yapay zekânın en önemli etkilerinden biri yönetilen hizmetlere olan ihtiyacı artırması oldu. Çünkü kurumların bu kadar farklı uzmanlığı kendi bünyelerinde bulundurması her geçen gün zorlaşıyor.
Veri egemenliği tarafında ise özellikle regülasyonların etkisini çok net görüyoruz. Kendi sektörümde ve farklı sektörlerde yaptığımız görüşmelerde hâlâ belirli bir muhafazakârlığın devam ettiğini gözlemliyorum. Özellikle kritik verilerin buluta taşınması konusunda kurumlar daha temkinli davranıyor. Bunun temel nedeni yalnızca teknoloji değil, aynı zamanda güvenlik ve mevzuat sorumlulukları.
Maliyet tarafında da public cloud’un dikkatli yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kontrol mekanizmaları yeterince kurulmadığında maliyetler çok hızlı yükselebiliyor. Özellikle sınırsız veya limitsiz gibi görünen servislerde veri transferleri ve kullanım miktarları zamanla ciddi maliyetler yaratabiliyor. Bulutun sağladığı esneklik önemli bir avantaj ama aynı zamanda maliyet disiplinini de beraberinde gerektiriyor.
Operasyonel açıdan baktığımızda ise hibrit yapılar yeni fırsatlar sunduğu kadar yeni riskler de getiriyor. Hem on-prem hem de bulut ortamlarını birlikte yönettiğinizde görünürlük ve kontrol konuları daha karmaşık hale geliyor. Güvenlik açısından en büyük zorluklardan biri de bu. Çünkü dağıtık mimariler saldırı yüzeyini önemli ölçüde genişletiyor. Daha fazla sistem, daha fazla bağlantı noktası ve daha fazla entegrasyon yönetmek zorunda kalıyorsunuz.
BT organizasyonlarının geleceğine baktığımda ise artık eski anlamdaki BT ekiplerinden söz etmenin zor olduğunu düşünüyorum. Geçmişte daha çok operasyonel görevler üstlenen, verilen işleri yerine getiren ekipler vardı. Bugün ise BT organizasyonları şirketlerin karar mekanizmalarının bir parçası haline geliyor. İş süreçlerine yön veren, riskleri değerlendiren, stratejiyi şekillendiren ve yönetim katında söz sahibi olan bir yapıya doğru ilerliyoruz.
Bence geleceğin BT organizasyonları teknik operasyonlardan çok daha fazlasını üstlenecek. Yönetim kurullarında daha fazla yer alan, iş hedefleriyle teknoloji hedeflerini birlikte yöneten ve kurumun dönüşümüne liderlik eden yapılar haline gelecekler. Çünkü artık teknoloji şirketlerin destek fonksiyonu değil, doğrudan rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri."