Haberi veren The Economist, her zamanki alaycı üslubuyla diyor ki: ”Çok eskiden, uçakla seyahat için insanlar özenle giyinir kuşanırdı. Ne de olsa bu yolcular, yeryüzünde oradan oraya seyirten bir ırk olarak, işte şimdi göklerde uçuyorlardı. Şimdilerse ise bunun tam tersini düşünüyoruz: Uçak seyahatinde artık sanki uçmuyormuşuz gibi davranıyoruz. Hele VR ile kendimizi tamamen yalıtacağız. Çünkü diğer yolcuları bir sorun olarak görüyoruz.”
Uçakla uçarken “uçmuyormuş” gibi hissetmek, sadece iyi hava koşulları için geçerli. Uçağın, saatte 700 km hızla “kıpırdamadan” (!) uçması bir şans. Bu duyguyu sağlayacak bir başka öneriyi CPI adlı şirket yaptı: Penceresiz kabin. Uçağın dışındaki kameralar, görüntüyü uçağın içinde kabin duvarına yansıtacak. Bütün kabin, kocaman bir pencere olacak. Bu cin fikir gerçek bir ürüne dönüşürse, uçak yapımcıları sevinir. Çünkü uçağın gövdesine pencere açmak, uygun camı ustalıkla takmak diye bir iş kalmaz.
Uçuşları daha konforlu ve ekonomik hale getirmek için uçak şirketlerinin Ar-Ge’lerinden acaip patentler çıkıyor. Sadece Airbus, her yıl 600 patent başvurusu yapıyor. Bunların içinde en “olmayacak” olanı: Uçağın içinde ranza sistemiyle, yolcuların altlı üstlü oturmaları. Böylece koltuklar yatar hale gelecek. Daha çok yolcu, daha rahat oturacak. Ama altlı üstlü!