“Yapay zekâyı bir araç değil, kurumun sinir sistemi olarak görüyoruz”

5 dakika okuma süresi.
66

Elor Holding CTO’su Onur Özbatır 

“Elor Holding, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri bünyesinde barındıran çok katmanlı bir yapıya sahip. Bu nedenle teknoloji yatırımlarına yalnızca teknik özellikleri veya maliyetleri üzerinden yaklaşmıyoruz. Her çözümü; iş sürekliliğine, operasyonel çevikliğe, müşteri deneyimine ve karar alma kabiliyetimize sağlayacağı katkı üzerinden değerlendiriyoruz.

Yeni teknolojileri erken aşamada inceleyen, doğru olduğuna inandığımız çözümleri ise ilk uygulayan şirketlerden biri olmaya önem veriyoruz. Ancak bizim için teknolojiye erken yatırım yapmak tek başına bir başarı ölçütü değil. Asıl başarı, teknolojiyi şirketin gerçek ihtiyaçlarına dokunan ve ölçülebilir değer üreten bir yapıya dönüştürebilmek.

Örneğin kesinti yönetiminde artık yalnızca “Sistem ne kadar süre çalışmadı?” sorusunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bir dakikalık kesinti bazen hiçbir sonuç doğurmazken, birkaç saniyelik bir aksama kritik bir operasyonu durdurabilir, müşteri deneyimini bozabilir ve ciddi bir finansal etki yaratabilir.

Bu nedenle CPU, RAM, erişilebilirlik veya ağ bileşenlerindeki teknik göstergeleri izlemekle yetinmiyoruz. Kaç kullanıcının etkilendiğine, hangi operasyonun durduğuna, kesintinin finansal karşılığına ve şirket itibarı üzerindeki etkisine bakıyoruz. Teknolojinin dilini, işin diline çevirmeye çalışıyoruz.

Çünkü gerçek soru artık sistemin çalışıp çalışmadığı değil; işin kesintisiz devam edip etmediğidir.

 

“İzleyen değil, müdahale eden sistemlere geçmeliyiz”

 

İzleme çözümlerinden beklentimiz de yalnızca sistemleri takip etmeleri ve alarm üretmeleri değil. Bir problemin oluştuğunu herkesten önce bildiren sistem elbette değerlidir; ancak asıl değer, sorunu kullanıcı fark etmeden çözebilen bir yapı kurulduğunda ortaya çıkar.

Yapay zekâ ajanlarıyla desteklenen yeni nesil izleme sistemlerinin; geçmiş olaylardan öğrenebilmesini, farklı sistemlerle iletişim kurabilmesini, olası kök nedenleri değerlendirebilmesini ve tanımlanmış sınırlar içerisinde aksiyon alabilmesini bekliyoruz.

Bir sistemin durduğunu bize bildirmesi artık yeterli değil. Sistem, neden durduğunu anlamalı; benzer olaylarda daha önce hangi müdahalenin sonuç verdiğini bilmeli ve gerektiğinde çözüm sürecini kendisi başlatabilmeli.

IT operasyonlarında başarıyı, problemi ne kadar hızlı çözdüğümüzle değil; kullanıcının problemi hiç hissetmemesini ne ölçüde sağlayabildiğimizle tanımlıyorum. Geleceğin en başarılı IT operasyonları, en çok problemi çözenler değil, problemi kullanıcı açısından görünmez hâle getirenler olacak.

 

“Yolculuğumuz yapay zekâdan önce başladı”

 

Yapay zekâ çalışmalarımızı yalnızca maliyet düşüren veya işleri hızlandıran uygulamalar olarak görmüyoruz. Hedefimiz, kurumun farklı noktalarından gelen verileri algılayan, olaylar arasında bağlantı kuran ve gerektiğinde harekete geçen dijital bir sinir sistemi oluşturmak.

Aslında bu yolculuğa yapay zekâ ile değil, RPA ile başladık. Bugün 38’in üzerinde yazılım robotumuz aktif olarak çalışıyor. İlk aşamada tekrarlayan işleri otomatikleştirdik. Ardından bu otomasyonu ölçülebilir, denetlenebilir ve merkezi olarak yönetilebilir bir yapıya dönüştürdük.

RPA bize süreçlerin ellerini kazandırdı. Yapay zekâ ise şimdi bu yapıya göz, hafıza ve muhakeme kabiliyeti kazandırıyor.

Bugün geldiğimiz noktada yapay zekâyı gayrimenkul operasyonlarından veri analizine, bilgi güvenliğinden karar destek sistemlerine kadar farklı alanlarda kullanıyoruz. Veritabanlarıyla doğal dil üzerinden konuşabilen yapılar geliştiriyor; teknik bilgiye ihtiyaç duymadan veriye erişilebilmesini, analiz yapılabilmesini ve sonuçların anlamlı çıktılara dönüştürülmesini hedefliyoruz.

Güvenlik tarafında ise SIEM ve DLP sistemlerinden gelen verileri yalnızca alarm üretmek amacıyla değerlendirmiyoruz. Yapay zekâyı; anomalileri fark eden, farklı olaylar arasındaki ilişkiyi kuran, muhtemel kök nedeni tahmin eden ve belirli senaryolarda süreci otomatik olarak başlatabilen bir destek mekanizması olarak konumlandırıyoruz.

 

“Gelecek, karar verebilen dijital iş gücünde”

 

Önümüzdeki dönemde yapay zekâ ajanlarını çok daha aktif rollerde göreceğiz. Ancak burada temel beklentimiz yalnızca daha düşük maliyet veya daha yüksek hız değil. Bu yapıların gerçekten işe dokunması, insan kaynaklı hataları azaltması ve çalışanların zamanını daha nitelikli işlere ayırabilmesini sağlaması gerekiyor.

Yapay zekânın başarısını kaç farklı uygulamada kullanıldığıyla değil, ne kadar doğru karar verdiği ve işletmeye ne kadar somut değer kattığıyla ölçmeliyiz.

Hedefimiz, yalnızca veriyi izleyen ve alarm üreten sistemlerden; diğer platformlarla konuşabilen, geçmiş deneyimlerden öğrenen, riskleri önceden değerlendiren ve gerektiğinde aksiyon alabilen yapılara geçmek.

Çünkü yapay zekânın gerçek değeri, bize daha fazla veri sunmasında değil; o veriyi anlayarak doğru anda, doğru aksiyonu alabilmesinde yatıyor.

Geleceğin IT organizasyonları, teknolojiyi yöneten ekiplerden oluşmayacak. Teknolojiyle birlikte düşünen, öğrenen ve hareket eden organizasyonlara dönüşecek. Biz de Elor Holding olarak dönüşümümüzü tam olarak bu gelecek üzerine inşa ediyoruz.”