BELBİM CIO’su Ali Çakıroğlu
“İstanbul’daki toplu ulaşım ödemelerini yöneten İstanbulkart’ı ve onun dijital arayüzü olan İstanbulkart Mobil’i biz yönetiyoruz. Ancak odağımız artık sadece toplu ulaşım ödemeleriyle sınırlı değil. Sahip olduğumuz lisanslar sayesinde ödeme yetkinliklerimizi farklı alanlara da taşıyarak, İstanbulkart’ı bir dijital cüzdan olarak İstanbulluların günlük hayatında daha fazla kullanılan bir alışveriş kartı hâline getirmek istiyoruz.
Manuel süreçlerimiz yok diyemem. Bazı dikey süreçler sorunsuz çalışıyor olabilir ama süreçler arası geçişlerde, yani ‘ara süreçlerde’ mutlaka manuel operasyonlar yürütmek zorunda kalıyoruz. Dış partilerle çalıştığımız alanlarda da benzer durumlar var. Ağırlıklı olarak İBB ekosistemi içinde çok sayıda üçüncü partiyle çalışıyoruz. Toplu ulaşım tarafında finansal mutabakatlar, veri mutabakatları ve hak ediş dağıtımları bizim sorumluluğumuzda. Bu süreçlerde hâlâ yarı manuel, yarı otomatize ilerleyen yapılarımız bulunuyor.
Biz Yapay zekâ, RPA ve Low-code yaklaşımlarını otomasyon çatısı altında ele almaya karar verdik ve organizasyonumuzu da buna göre konumlandırdık. Bu konuda ilerleyen ekibimizin ilk görevi, şirket içinde bir bakış açısı oluşturmak. İnsanlara “bunu manuel yapmak zorunda değilsin”, “kopyala-yapıştır yapmak zorunda değilsin, bunun bir çözümü olabilir” fikrini yerleştirmek. Ekip, iş birimlerinden topladığı bu vakaları değerlendiriyor ve doğru çözümü adresliyor: Bu iş yapay zekâ mı gerektiriyor, tekrarlayan bir iş olarak RPA ile mi çözülmeli, yoksa low-code bir platformla orkestrasyon ve süreç tasarımı mı yapılmalı? Bunlara karar vererek en doğru ve optimize çözümü bulmaya çalışıyoruz.
Yapay zekâ tarafında içerde geliştirdiğimiz örneklerin yanında ihtiyaca göre firmalarla da farklı işbirlikleri yapmaktayız. RPA tarafında ise daha olgunlaşmış bir durumdayız.
Low-code ihtiyacını 2025 yılı ortasında netleştirdik. Bu noktada Etiya ile de yaz başından beri görüşüyoruz. 2025’i araştırma yılı olarak kullandık, yatırım kararını 2026’da alacağız. FlowE shortliste kalan ürünlerden biri. Farklı uygulamalar arasındaki entegrasyonları ve iş akışlarını tasarlayabileceğimiz, bunu sadece yazılım ekibinin değil, analist ekiplerin de yapabileceği bir platforma ihtiyacımız var. Bu nedenle low-code’u kullanacağız.
Low-code’u sadece entegrasyon ve otomasyon için değil, aynı zamanda içerideki eski uygulamalar için de bir çözüm olarak görüyoruz. 10–15 yıl önce yazılmış, 3–5 kişinin kullandığı, hâlâ çalışan ama koduna dokunulamayan uygulamalarımız var. Küçük bir değişiklik bile yapılamıyor; bozulursa her şey gider korkusuyla yaşıyoruz.
Bu eski ve kırılgan uygulamaları low-code platformlarıyla daha standart, daha güvenli ve tekil bir altyapıya taşıyabilirsek, geliştirici kaynağına yük bindirmeden kurum için ciddi bir kazanım elde edeceğimizi düşünüyoruz. En altta kalan ama kritik olan bu süreçleri ayağa kaldırmak, bizim için low-code’un en önemli değerlerinden biri.”