“Karar sistemleri mobilite ile yönetiliyor”

3 dakika okuma süresi.
26

Saya Grup Bilgi Teknolojileri Direktörü Hakan Cem Topal 

“Saya Holding; inşaat, ilaç, savunma sanayii ile madencilik gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok yapılı bir grup. Farklı şehirlerde konumlanmış operasyonlarımız ve üretim tesislerimiz bulunuyor. Grup genelinde yaklaşık 1.500–2.000 aktif kullanıcı ve bilgisayar altyapısını yönetiyoruz. Bu çeşitlilik, bilgi teknolojileri tarafında standartlaşma, entegrasyon ve merkezi yönetimi kritik hale getiriyor.

Mobilite kavramı çoğu zaman verimlilik ya da satış artışı üzerinden değerlendiriliyor. Ben konuya biraz daha farklı bir yerden bakıyorum. Üst yönetime yaptığım sunumlarda sıkça şu soruyu sorarım:
“Şirketi SAP mi yönetiyor, WhatsApp mı?”

Gerçekçi olmak gerekirse, bugün birçok şirkette karar mekanizması mobil uygulamalar üzerinden ilerliyor. Eğer karar vericinin en yoğun kullandığı platform mobil ise, kurduğunuz tüm sistemlerin ve altyapının o mobil dünyaya entegre çalışması gerekir. Mobilite bu nedenle yalnızca bir operasyon aracı değil; karar akışının temel bileşenidir.

Örneğin ilaç sektöründe yaklaşık 500 mümessilimiz sahada aktif görev yapıyor. Tüm CRM, satış ve raporlama süreçlerini mobil cihazlar üzerinden yürütüyorlar. Bu ölçekte bir saha operasyonunu kontrolsüz bir cihaz yapısıyla yönetmek mümkün değil. Bu nedenle sahadaki tüm cihazları merkezi MDM (Mobile Device Management) sistemleri ile yönetiyoruz.

MDM altyapısı sayesinde;

  • Cihaz politikaları merkezi olarak uygulanabiliyor,
  • Veri güvenliği standartları korunuyor,
  • Uzaktan güncelleme ve müdahale yapılabiliyor,
  • Olası kayıp/çalıntı durumlarında kurumsal veri anında izole edilebiliyor.

Bu ölçekte ve bu kadar dağınık bir yapıda, mobil cihazları merkezi bir güvenlik ve yönetim çerçevesi olmadan kontrol etmek sürdürülebilir değil.

Son kullanıcı cihaz politikamızda ise sahiplenmeyi artıran bir model uyguluyoruz. Çalışanlara şirket telefonu tahsis etmek yerine, unvan bazlı bir bütçe tanımlıyor ve cihaz seçimini kendilerine bırakıyoruz. Bu yaklaşım hem operasyonel yükü azaltıyor hem de kullanıcı tarafında sorumluluk bilincini artırıyor. Mobil veri maliyetlerinin dramatik şekilde düşmesi de bu modeli destekliyor.

Ben mobiliteyi yalnızca teknik bir başlık olarak görmüyorum. Liderlik perspektifinden baktığımızda mobilite; karar hızını, bilgiye erişimi ve organizasyonel çevikliği doğrudan etkileyen bir unsur. Günümüzde rekabet avantajı çoğu zaman daha iyi üründen değil, daha hızlı ve doğru karar almaktan geliyor. Eğer karar verici ihtiyaç duyduğu veriye anında ulaşabiliyorsa, organizasyon da o hızda hareket edebiliyor.

Bugün ise bu mobil altyapının üzerine yeni bir katman ekleniyor: yapay zekâ. Artık mesele yalnızca veriye mobil erişim değil; verinin anlamlandırılması, öngörü üretilmesi ve karar önerileri sunulması. Yapay zekâ destekli sistemler, sahadan gelen veriyi anlık analiz ederek yöneticilere senaryo bazlı öneriler sunabiliyor. Satış tahminlerinden üretim planlamasına, risk analizinden müşteri davranış modellemesine kadar birçok alanda karar süreçleri artık sezgiyle değil, veri ve algoritmalarla şekilleniyor.

Önümüzdeki dönemde mobilite ve yapay zekâ birleştiğinde, karar mekanizmaları sadece hızlanmayacak; aynı zamanda daha öngörülü ve daha stratejik hale gelecek. CIO’ların rolü de burada değişiyor. Artık teknoloji yöneten değil, karar mimarisi tasarlayan bir pozisyondayız. Mobil, entegre ve yapay zekâ ile beslenen bir dijital omurga kurabilen organizasyonlar; hız, esneklik ve rekabet avantajı açısından bir adım öne geçecek.”