Tat Gıda Bilgi Teknolojileri ve Proje Yönetim Ofisi Direktörü Çiğdem Şahin
“Bugün Tat Gıda'da talep tahmininden üretim planlamaya, kapasite yönetiminden fabrikada dijitalleşme projelerine ve MES entegrasyonlarına kadar uzanan uçtan uca dijital dönüşüm çalışmaları yürütüyoruz. Bunları Genel Müdür’ümüzün ana sponsorluğu ve üst yönetimin desteğini alarak ilerletiyoruz.
Bu çalışmaların temel amacı yalnızca süreçleri dijitalleştirmek değil, aynı zamanda şirketi veri ile sürekli öğrenen ve gelişen organizasyona dönüştürüp güçlendirmektir. Başka bir söylemle veri olgunluğu yolculuğundan ‘AI Readiness’ dönemine hızlı atılımlar planlıyoruz.
Özellikle üretim tarafında çok karmaşık operasyonlar yönetiyoruz. Sezon dönemlerinde fabrikalarımızda üç bine yakın çalışan görev yapıyor. Bu nedenle kapasite planlaması, üretim optimizasyonu ve iş gücü verimliliği gibi alanlarda yapay zekânın önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Üretimin hem eksik hem de fazla olmaması gerekiyor; doğru üretim miktarını belirlemek hem operasyonel verimlilik hem de işletme sermayesi açısından kritik önem taşıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği destekli uluslararası bir Ar-Ge projesinde de yer alıyoruz. Üç ülkeden 11 şirketin katıldığı projede, üretim planlaması ve karar destek süreçleri için yapay zekâ ajanları üzerine çalışıyoruz.
Yapay zeka temelli projelerde en kritik başlığın yönetişim ve orkestrasyon olduğunu düşünüyorum. Yapay zeka uygulamalarının çerçevesini ve çok boyutlu işletim modelini, en baştan kurgulamanın bir seçenek de değil, elzem olduğunu görüyor ve aksiyonlarımızı da bu minvalde kurguluyoruz. Ek olarak yapay zekâ uygulamalarının ortak bir platform üzerinden güvenli ve kontrollü şekilde yönetilip yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
Önümüzdeki üç yılda rekabet avantajını belirleyecek temel unsurun, stratejisini çevik biçimde yönetebilen şirketler olacağına inanıyorum. Yapay zekâ hazırlığı, veri kalitesi ve öğrenen kurum kültürü bu dönüşümün temel bileşenleri. Ancak teknoloji tek başına yeterli değil. Süreçlerin, çalışanların ve kurum kültürünün bu değişime uyum sağlaması gerekiyor. Aksi halde yapılan yatırımlar gerçek iş değerine dönüşemez. Biz de tam da bu nedenle tüm dijital dönüşüm projelerimizi yönetirken, insan ve süreç etkisini, kültürel dönüşüm boyutunu da ele alarak ilerliyoruz.
İnsan, sistem ve yapay zekânın birlikte çalıştığı yapılarda ise "human in the loop" yaklaşımının korunması gerektiğini düşünüyorum. Yapay zekâ, insanın yerini alan değil, düşünme ve karar alma kapasitesini güçlendiren bir araç olmalı. Tıp ve akademi alanlarında da bunun başarılı örneklerini görüyoruz. Yapay zekâ ile birlikte çalışan araştırmacılar, çok daha kısa sürede çok daha yüksek kalitede sonuçlar üretebildiklerini ifade ediyor. Bu da gösteriyor ki yapay zekâ doğru kullanıldığında insanın yaratıcılığını ve üretkenliğini sıradışı ölçekte artıran güçlü bir destek mekanizmasına dönüşüyor.
Bugün internet devrimi kadar önemli bir dönüşümün içindeyiz. Bu teknolojiyi yalnızca otomasyon aracı olarak değil, insanlığın gelişimine katkı sağlayacak bir fırsat olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bu süreçte teknoloji liderlerine düşen en önemli sorumluluk ise yapay zekâyı güvenli, etik ve sürdürülebilir biçimde kurumların geleceğine entegre etmek olacaktır.”