Inspark CEO’su Serdar Susuz
“Inspark olarak 1990 yılında ERP danışmanlığıyla başlayan yolculuğumuzda, şirketlerin değişen ihtiyaçlarıyla birlikte kendimizi ve sunduğumuz çözümleri sürekli dönüştürdük. 20 yılı aşkın süredir CRM ve müşteri deneyimi alanında edindiğimiz uzmanlığı; veri, yapay zekâ ve yeni nesil teknolojilerle birleştirerek kurumların yalnızca teknoloji altyapılarını değil, satış, pazarlama, hizmet ve operasyon modellerini de yeniden tasarlamalarına yardımcı oluyoruz.
Farklı sektörlerde yürüttüğümüz dijital dönüşüm projeleri sayesinde teknolojideki değişimi uzun yıllardır yakından takip ediyoruz. Ancak son birkaç yılda yapay zekâyla yaşanan dönüşümün, önceki tüm teknoloji dönüşümlerinden çok daha hızlı ilerlediğini ve şirketlerin iş yapış biçimlerini kökten değiştirdiğini görüyoruz.
Bugün yapay zekâ sayesinde neredeyse her şey veriye dönüşebiliyor. Yazılı notlar, toplantı kayıtları, ses dosyaları ve görseller, doğru araçlarla işlendiğinde anlamlı bilgiye ve somut aksiyonlara çevrilebiliyor.
Kendi şirketimizde gerçekleştirdiğimiz yönetim toplantılarının kayıtlarını, sunumlarını ve notlarını yapay zekâ sistemlerine aktararak sektör araştırmalarıyla birlikte analiz ettirdik. Sistem, herhangi bir manuel müdahale olmadan kapsamlı bir aksiyon planı oluşturdu ve biz de bu planı ekiplerimizle paylaştık. Ortaya çıkan sonuç, beklentilerimizin çok üzerindeydi.
Bu deneyim bize şunu gösterdi: Artık önemli olan yalnızca verinin düzenli ve erişilebilir olması değil; doğru soruları sorabilmek, doğru bağlamı oluşturmak ve elde edilen çıktıları iş sonuçlarına dönüştürebilmek.
İlk etapta biz de yapay zekânın bir projeyi baştan sona tek başına yürütebileceğini düşündük. Ancak uygulamalarımız sırasında en başarılı sonuçların, işleri daha küçük ve yönetilebilir parçalara ayırdığımız yapılarda ortaya çıktığını gördük.
Bir yapay zekâ ajanı analiz yaparken, başka bir ajan sistem mimarisini hazırlayabiliyor. Bir diğeri kod geliştirebiliyor, başka bir ajan ise test ve dokümantasyon süreçlerini üstlenebiliyor. Birbiriyle koordineli çalışan uzmanlaşmış yapay zekâ ajanları, tek başına çalışan büyük bir modelden çok daha verimli ve kontrollü sonuçlar üretebiliyor.
Bu dönüşüm, bizim iş modelimizi de değiştiriyor. Geçmişte danışmanlık hizmetleri büyük ölçüde harcanan zaman ve danışmanlık saatleri üzerinden değerlendiriliyordu. Bugün ise müşteriler harcanan süreden çok, ortaya çıkan sonuca ve yaratılan iş değerine odaklanıyor.
Tekrarlayan ve görece basit görevleri yapay zekâ oldukça başarılı bir şekilde üstlenebiliyor. İnsanların yarattığı değer ise karmaşık problemleri çözebildikleri, farklı disiplinler arasında bağlantı kurabildikleri, doğru kararları alabildikleri ve yapay zekâdan elde edilen çıktıları yönetebildikleri noktada ortaya çıkıyor.
Bu nedenle geleceğin en değerli çalışanları, yalnızca belirli görevleri yerine getiren kişiler değil; yapay zekâya doğru işi tarif edebilen, süreci doğru şekilde yönlendirebilen, çıktıları sorgulayabilen ve bunları iş sonuçlarına dönüştürebilen kişiler olacak.
Şirketlerin yapay zekâyı yalnızca maliyetleri düşüren veya operasyonel verimlilik sağlayan bir araç olarak görmesinin yeterli olmadığını düşünüyorum. Yapay zekâ elbette verimlilik sağlıyor; ancak asıl büyük fırsat, yeni gelir alanları ve yeni iş modelleri geliştirebilmekte yatıyor.
Özellikle perakende, otomotiv ve turizm gibi müşteri etkileşiminin yoğun olduğu sektörlerde beklentiler hızla değişiyor. Müşteriler daha kişiselleştirilmiş, hızlı ve kesintisiz deneyimler talep ediyor. Bu nedenle teknolojiyi yalnızca mevcut operasyonları iyileştirmek için değil; satış, pazarlama ve müşteri hizmetlerini yeniden tasarlamak için de kullanmak gerekiyor.
Bizi en çok heyecanlandıran gelişmelerden biri de yapay zekâ ajanlarının birbirleriyle doğrudan iletişim kurabilmesi. Ajanlar arası iletişim olarak tanımlayabileceğimiz bu yeni yapıda, farklı sistemler insan müdahalesine ihtiyaç duymadan birbirleriyle konuşabiliyor, bilgi alışverişinde bulunabiliyor ve belirli görevleri birlikte tamamlayabiliyor.
Bu gelişme, bugün kullandığımız geleneksel kullanıcı arayüzlerinin rolünü dahi değiştirebilir. Önümüzdeki dönemde birçok işlemin kullanıcı ekranları üzerinden değil, yapay zekâ ajanlarının kendi aralarında haberleşmesi ve süreçleri uçtan uca yönetmesiyle gerçekleşeceğini düşünüyorum.
Bu dönüşüm bana ‘Dark Factory’ yaklaşımını hatırlatıyor. Karanlık fabrika olarak da ifade edilen bu modelde fabrikalar, üretimin her aşamasında insan müdahalesine ihtiyaç duymadan çalışabiliyor. İnsanların görevi doğrudan üretimi gerçekleştirmekten çok, üretimi yapan sistemleri tasarlamak, geliştirmek ve yönetmek oluyor.
Şirketlerin de benzer bir noktaya doğru ilerlediğini düşünüyorum. Yakın gelecekte bugün insanlar tarafından gerçekleştirilen birçok iş, yapay zekâ ajanları tarafından yürütülebilecek. İnsanların görevi ise bu ajanları tasarlamak, doğru görevlerle yönlendirmek, performanslarını izlemek ve gerektiğinde müdahale etmek olacak.
Bugün hangi yeni mesleklerin ve uzmanlık alanlarının ortaya çıkacağını tam olarak öngöremiyoruz. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Yapay zekâ yalnızca süreçleri hızlandırmayacak; iş modellerini, organizasyon yapılarını ve çalışma biçimlerini de kökten dönüştürecek.
Bu nedenle yapay zekâ çağında CIO’ların görevi yalnızca yeni teknolojileri takip etmek veya şirketin teknoloji altyapısını yönetmek değil; yapay zekânın iş modeline, müşteri deneyimine ve organizasyonun geleceğine nasıl entegre edileceğine liderlik etmek olmalı.”